2. BÖLÜM: YENİ EV

Yıl: 2016

Evde mavi gözlü, sarı saçlı Defne vardı. “Defne, hadi kahvaltıya!” dedi ablası Elif. Hızla kahvaltıya indim. Annem endişeli bir şekilde bize bakıyordu. Bir şey söyleyecek gibiydi, ama söyleyemiyordu. Hızlı nefes alıyor, kalbi güm güm atıyordu. Ablam, daha önce de aynı şeyleri yaşadığı için annemin sakinleştirici ilacını hızla ona ulaştırdı. Annem bir bardak suyla ilacı tek yudumda içti.

Bekledik, bekledik, daha çok bekledik. Annemizin sakinleşmesini bekledik. Kahvaltı için inmiştim, ama boğazımdan tek lokma yemek geçmemişti. Saniyeler dakikalara, dakikalar saatlere dönüştü. Annem yavaş yavaş sakinleşmeye başladı. Bir ya da iki saat sonra annem eski haline dönmüştü ve bizi yanına çağırdı. Gittiğimizde ablamla ikimiz buz kesilmiş bir şekilde anneme bakıyorduk.

“Ne, taşınıyor muyuz?” diye ağzımdan bir soru çıktı. Annem soğuk bir sesle şunları söyledi: “Evet, taşınacağız. İtiraz kesinlikle kabul etmiyorum.”

Ablam ağlayarak odasına çıktı. İçeriden bağırma sesleri geliyordu: “İlk defa arkadaşlarımla doğum günü kutlayacaktım, mahvettiniz doğum günümü! Pazartesi doğum günüm!” diye bağırarak ağlıyordu. Ancak annem bunu pek umursamıyor gibiydi. Tek yaptığı eşyaları toplamaktı. Ben ise okul değiştireceğime seviniyordum. Belki yeni bir hayata, yeni bir lise hayatına başlayabilirdim.

Eşyalar toplanmıştı. Babam da eve dönmüştü. Pazar günü ilk uçakla İstanbul’dan Ankara’ya gittik ve Çankaya’da uygun fiyata bulduğumuz bir eve yerleştik. Ev çok güzeldi, hemen altında harika bir park vardı. Trafik İstanbul’daki kadar yoğun değildi, bu yüzden eve kolayca vardık. Kiralık olsa bile ev çok büyüktü. Odamı gördüğümde balkon olduğunu fark ettim. Hemen aşağı baktım; küçük çocukların neşeyle oynayışını izledikten sonra eşyalarımı yerleştirmeye başladım. Ev zaten eşyalı olduğu için yerleşmek kolay oldu.

Ablamın yanına gittim. Hala ağlıyordu. Onun için çok üzülsem de elimden hiçbir şey gelmiyordu. Bir süre ablamı sakinleştirmeye çalıştım, ama fayda etmedi. Sonra annem içeri girdi ve yarın hangi okullara gideceğimizi açıkladı. Güzel bir lise kazanmıştım, çok mutluydum. Ama ablam pek sevinmemişti ve şunları söyledi: “Ben hastayım, yarın okula gidemem.”

Yeni taşındığımız için annem bunu sorun etmedi ve herkesi akşam yemeğine çağırdı. Yaklaşık 10 dakika sonra ablamı zorla yatağından kaldırıp yemeğe götürmeyi başardım. Aşağı inip yemek sofrasına oturduğumuzda annemin dışarıdan yemek söylediğini gördük. Ben ve ablamın en sevdiği pizza türü olan jambonlu pizzayı sipariş etmişti. Normalde ablam jambonlu pizzayı yemek için can atarken, şimdi yemek istemiyordu. Annem sesli bir şekilde sordu: “Tatlım, iyi misin? Neden pizzanı yemiyorsun?”

Ablam sinirli bir şekilde cevap verdi: “Doğum günüme bir gün kala taşınıp hayatımı mahvedip bir de bana soru mu soruyorsun?”

Annem gergin ve sinirli bir şekilde ablama bakıyor, sanki ondan nefret ediyormuş gibi süzüyordu. Babam, bu gerginliğin neyle sonuçlanacağını biliyormuş gibi benden annemin ilacını getirmemi istedi. Hızla tezgahtan bir bardak alıp su doldurdum ve ilacı alarak anneme götürdüm. Annem bardağı yere fırlattı ve sinirli bir şekilde şöyle dedi: “Bıktım artık şu saçma ilaçtan! Artık sakinleştirici kullanmayacağım!”

Sesi adeta evin içinde yankılanıyordu. Babam, annemi odaya götürmek için bir hamle yaptı. Annemin kolundan tutarak odaya götürmeye çalışırken, annem babamın elini sertçe itti ve ablama dönüp bağırarak şunları söyledi: “Ben senin için her şeyi yaparken sen bana böyle saygısızlık yapıyorsun! Artık yeter, doğum günün için hiçbir şey yapılmayacak! İster okula git, ister gitme!”

Ablam ağlayarak odasına çıktı. Annem bana, “Yemeğini yemeden gidemezsin!” diye bağırdı. Hemen masaya oturdum. Bir iki lokma pizza yedikten sonra bir tabağa iki dilim pizza koyarak ablamın odasına çıktım. Ablam hüngür hüngür ağlıyordu. Tabağı masanın üstüne bırakıp yanına oturdum ve yorganı kaldırarak ablamın mahvolmuş yüzüne baktım. Ablamın en güzel gününde mutluluktan ağlaması gerekirken, annem yüzünden ağlıyordu. O gece ablamın odasında kaldım.

Sabah okula hazırlanıp ablamla birlikte evden çıktık. Ablamla aynı liseyi kazanmıştım. Okuluma heyecanla girdim. Ben çok heyecanlı olsam da ablam pek mutlu görünmüyordu. Zil çaldı; ablam 11-C’ye, ben 9-B sınıfına gittim. İlk ders matematikti, çok sıkıcı geçmişti. Yine de iki arkadaş edindim. Biri siyah saçlı, ela gözlü bir kızdı, adı Elvin’di. Diğeri ise kumral, kahve gözlü bir kızdı, adı Asya’ydı. Teneffüse onlarla çıktım ve ablamla karşılaştım. Ablamın yanında, Ankara’da yaşadığını söylediği Liva vardı. Aynı okulda, hatta aynı sınıfta olmaları beni şaşırtmıştı. Yine de ablamın mutlu olmasına çok sevinmiştim.

Sonra aklıma bir fikir geldi. Yanımdaki parayla kantinden bir kek alıp ablamın doğum gününü kutlayacaktım. Bu fikrimi Elvin ve Asya ile paylaştım. Onlar da fikrimin çok güzel olduğunu söylediler. Birlikte kantine indik, küçük bir kek aldık. Tam o sırada zil çaldı, biz de “Sonra götürürüz,” dedik ve sınıfa gittik. Keki çantama attığımı gören bir kız yanıma geldi ve keki ona vermemi istedi. Tabii ki vermeyecektim, sert bir şekilde “Hayır!” dedim.

Kız ısrar etmeye başladı, beni tehdit ediyordu: “O keki bana ver, yoksa senin son günün olur!”

Umursamadım, ama kız bağırmaya başladı ve en sonunda beni yere fırlattı. “O keki vereceksin!” deyip çantamı eline aldı ve keki aramaya başladı. Asya beni ayağa kaldırdı, Elvin ise çantayı kızın elinden aldı. Kız Elvin’i itecekken öğretmen sınıfa girdi ve selam verince kız yerine oturdu. Hoca önce beni tanıyamadı, ama sonra yeni öğrenci olduğumu anlayınca benimle tanıştı ve derse geçti.

Zil çaldı, hızla ablamı aramaya başladım. Onu bulamayınca aklıma sınıfına gitmek geldi. Hızla sınıfına gittim, içeri daldım. Herkes şaşkınlıkla bana bakıyordu. Bir kız, Elif’in kardeşi olduğumu anlayınca ne olduğunu sordu. Ben de ablam Elif’in nerede olduğunu sordum.

“Ne oldu, Defne?”